Gerekçe

Yeryüzünü yurt edinmiş tüm diğer canlı varlık gibi insanı da zorlu ve acilen çözüm bekleyen sorunların yığınsallaştığı bir dönem bekliyor.

  • Fosil yakıtlar giderek tükeniyor; kullanılabilir temiz su kaynakları da.
  • İklim değişiklikliği kendini iyice belli etmeye başladı; kimi yerde fırtınalar ve seller, kimi yerde kuraklık ve açlık.
  • Mevcut ekosistem yeryüzünü işgal eden insan sayısını taşımakta zorlanıyor.
  • Tüm canlıları beslemeye yetecek oranda gıdayı sağlayacak topraklar varken, bu toprakların “insanca” ranta dönüştürme girişimi içinde imara açılması, yanlış planlama ve yanlış uygulamalar neticesinde erozyana uğrayarak yitirilmesi neticesinde beslenme kaynakları tükenen insanlar göçe zorlanıyor, değişime uyum sağlayamayan canlı türleri ise yok oluyor.
  • Kendi besin ve enerji kaynaklarını bulamayan toplumların gelecekte zorlanacağını, aç kalmamak için köleleşmeyi tercih edeceklerini gösteriyor.
  • Küresel soygun kartellerinin beyaz yakalı memurları ise geceğin kriz planlarını hazırlamakla meşguller; tüm lokal savaşlar, küresel terör, yeni hastalıklar, gdo’lar, iklim değişikliği, su ve fosil yakıtlar kadar tüm doğal zenginliklerin idare ve sevki, küresel borsa manipulasyonları, hatta kuraklık ve seller dahi onların kar hanesine yazılıyor.
  • Kendi toplumlarına vaadedilen refahı sağlamak üzere üçüncü dünyayı köleleştiren kolonicilerin kendi ülkelerinde ortaya çıkan krizleri yönetemedikleri ortaya çıkıyor.
  • Refahlarından vaz geçmek istemeyen toplumlarının sosyal güvencesi için çalıştırılan geri kalmış ülke insanlarının nefesleri tükendiğinde, iflasın eşiğine gelen Avrupa Birliği üyesi hükumetlerin onları silah gücü ile mi çalıştırmayı düşündükleri merak ediliyor. Ekonomik göstergeler hayra alamet değil, ama sıra yükü taşımaya gelince, zenginleri buna ikna etmenin zorluğu da aşikar.
Üzerinde yaşamakta olduğumuz ülkenin sorunlarına gelindiğinde, bunların da genelde küresel sorunlara benzer ve onlarla koşut nitelikler taşıdığını söylemek olası; ülkeye mahsus karakteristik farklılıklar da yok değil:

  • Yeryüzünün hakim güçlerinin ülkelerinde ortaya çıkan sorunların, üzerinde yaşamakta olduğumuz toprakları “teğet geçmeyeceği”ne dair göstergeler giderek artıyor. 
  • Geçmişte ülkeye hükumet eden sille tokat devlet sorunlara “faili meçhul” ebedi çözümler üretirken, günümüzün “ileri demokrasisi” çözümü kadıya havale ederek  daha yumşak görünmeye çalışsa da, içeridekiler sadece tutuklandıkları, hayatlarından olmadıkları için karar vericilere müteşekkir olmuyorlar.
  • Terörle beslenen ayrılıkçı girişimin sonlanması şöyle dursun, giderek yayılacağı ve kırsaldan merkezlere taşınacağı yönünde hedefler belirlemiş olduğu endişesi haklılık kazanıyor.
  • 2011 seçiminde oyların yarısını toplayan iktidarın seçim sonrasındaki söylemi zaten varolan otoriter eğilimlerin güçlenerek, kökleneceğini, bu durumda, gelecek seçimlere kadar %10 barajının indirilmesini beklemenin de hayalperestlik olacağını gösteriyor.
  • Mevcut ortamda toplumsal beklentiyi karşılayacak yeni bir anayasa yazılabilmesi şöyle dursun, iktidar tarafından tek taraflı hazırlanmış bir anayasanın mutabakat olmaksızın yeni bir referandum ile halka dayatılma olasalığı daha da yüksek görünüyor.
  • Cumhurbaşkanı, meclis, hükumet, yargı, önemli STK’lar, iş ve de medya dünyasının önde gelenleri, kaldığı kadarıyla TSK kurmayları ile tek-elleşen devletin karşısında meclisteki muhalefetin yetersiz kaldığı gerçeğini kimse yadırgamıyor.
Bu durum kabullenildiğinde, Türkiye’de bireysel özgürlüklerin, bilimsel gerçekliğin ve insana yakışır kaliteli bir sosyal yaşamın teminatı olabilecek bir devlet anlayışının yakın gelecekte de sadece bir hayalden ibaret kalacağını söylemek için müneccim olmak gerekmiyor. Öyleyse,

Geleceğimizi tehtid eden tüm olumsuzluklara karşın, önümüzdeki seçimde de Türkiye’ye yakışan ve tüm ülkeyi taşıyabilecek, şimdiki iktidara alternatif olabilecek bir çözüm görülememektedir. Bu nedenle de, Parlamento dışı bir muhalefetin acilen örgütlenmesine gereksinim vardır.